İzmir'in yaşadığı büyük felaketin ikonalarından olan fotoğrafta ateş ve küle dönüşen kentin kıyısına yanaşmış bir savaş gemisi görülür. Bu yazı o geminin ilginç serüvenini anlatıyor... İzmir 1922 İzmir, 20. yüz yılın başında, ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşan bir dünya kentiydi. Kozmopolit İzmir, üç büyük dinin cemaatini barındıran, batı ile ticaret yapan bir liman kentiydi. İyi, kötü asırlar süren birlikte yaşama hali Yunan’ın 15 Mayıs 1919’daki işgali ile büyük darbe yedi. Bu işgal, İzmir’i bir Helen kentine dönüştürmeyi amaçlıyordu. Yunanistan ana karası ve Ege adalarından devam eden göç ile birlikte kentteki Ortodoks nüfusu ciddi oranda artmıştı. Türklerin, İkiçeşmelik, Namazgah, Kadifekale , Soğukkuyu gibi birkaç bölge dışında kentin günlük yaşamında varlığı yok denecek kadar azalmıştı. İzmir’de baskın hale gelen Ortodoks iktidarından şehirdeki Katolik ve Protestan topluluğunun şikayeti yoktu. Bu şekilde işgalin ardından üç yıl ...
Artık başka anlatalım bu garip kenti senin benim bildiğimin ötesinde. Güzel İzmir” ya da “Ege’nin incisi” safsatası ile büyüyen biri olarak o güzellikler neydi hep merak ettim doğrusu... Kuzey batıdan Smyrna, Arthur Willmore,1855 Bir kentte yaşamanın anlamını düşünürüm kimi zaman… Yanıta dair ip uçları, o kentin kenarda köşede kalmış sırlarını saklayan kapılar aralandığında ortaya çıkıyor. Orhan Pamuk, bir kitabında, “Bir kenti ne kadar çok severseniz o kentte o kadar çok yürürsünüz” demişti. İzmir’de uzun yürüyüşler yapıyorum. İzmir’i seviyorum galiba. Bu yürüyüşler sırasında karşıma çıkan insanların yüzlerine bakıyorum, karşıma çıkan kedi ve köpeklere sesleniyorum, sıvaları dökülmüş eski binalara ya da yeni yapılmış binaların görkemine ve ulaşılmaz heybetine bakıyorum. Her bakışımda, bu kenti daha iyi anlamama yarayacak bir iz, bir işaret arıyorum. Yapımına yeni başlanmış, temel çalışmaları yapılan binalar ilgimi çekiyor. Kazılmış topraklar arasında kırmızı bir tuğla parças...