İzmir'in yaşadığı büyük felaketin ikonalarından olan fotoğrafta ateş ve küle dönüşen kentin kıyısına yanaşmış bir savaş gemisi görülür. Bu yazı o geminin ilginç serüvenini anlatıyor...
İzmir 1922
İzmir, 20. yüz yılın başında, ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun
sınırlarını aşan bir dünya kentiydi.
Kozmopolit İzmir, üç büyük dinin cemaatini barındıran, batı ile ticaret
yapan bir liman kentiydi. İyi, kötü asırlar süren birlikte yaşama hali Yunan’ın
15 Mayıs 1919’daki işgali ile büyük darbe yedi. Bu işgal, İzmir’i bir Helen
kentine dönüştürmeyi amaçlıyordu. Yunanistan ana karası ve Ege adalarından
devam eden göç ile birlikte kentteki Ortodoks nüfusu ciddi oranda artmıştı. Türklerin,
İkiçeşmelik, Namazgah, Kadifekale , Soğukkuyu gibi birkaç bölge dışında kentin
günlük yaşamında varlığı yok denecek kadar azalmıştı. İzmir’de baskın hale gelen Ortodoks
iktidarından şehirdeki Katolik ve Protestan topluluğunun şikayeti yoktu. Bu
şekilde işgalin ardından üç yıl gibi bir süre geçti.
İzmir Körfezi
“İdeal dünya bir şeydir, gerçek olan ise bir başka şey” der
Michail Llewellyn Smith, “Yunanistan’ın Anadolu Hayali” isimli kitabında.
Yunanlıların Megalo Idea düşü Ağustos 1922’de kabusa dönüştü. İşgalci Yunan
ordusu bozguna uğramış hızla geri çekiliyordu. Yunan donanması ve Yunan
bandıralı gemiler de Yunan askerlerinin tahliyesi için hazırlık içindeydi. Durumu
yakından takip eden batılı güçler, İzmir’deki çıkarlarını korumak için savaş
gemilerini İzmir Körfezi’ne yığmıştı. İngiliz King Georges, Cardiff, Iron Duke,
Fransız Edgar Quinet, Jean Bart, Ernest Renan, İtalyan Re Umberto, Venetio,
Solgerino bunlardan birkaçıydı. Eylül
ayı, Egeli köylülerin ürettiği incir,üzüm ve tütünün depolara girdiği oradan da
Avrupa’ya deniz yolu ile gönderildiği bir aydı. Körfezde birçok ticaret gemisi
ticaret için depolardan gelecek malların yüklenmesi için bekliyordu. On
yılların bu ticaret geleneği bütün şiddetiyle sürüp giden savaşa çok da aldırmadan
devam ediyordu. Eylül ayının ilk günlerinde İzmir Körfezi’ndeki hareketlilik
böylesine ileri bir durumdaydı.
Geri sayım
Türk askerinin İzmir’e girmesi an meselesiydi. İzmir’in
Yunan Yüksek Komiserliği 8 Eylül günü yaptığı açıklama ile kentteki Yunan
idaresinin gece saat 10’da sona ereceğini bildirdi. Yunan komiser Sterghiades
konağın anahtarını Fransız Konsolosuna vererek kendisini bekleyen gemiye bindi.
ABD de kentteki gelişmelere kayıtsız kalmadı.
ABD’nin 6 Eylül’de gelen Litchfield ve Simpson destroylerinin ardından 9
Eylül sabahı da saat 7 civarında Lawrence destroyeri körfeze girdi. Lawrence’ın
komutası Arthur Japy Hepburn’deydi.
9 Eylül sabahı gemiden inenler Amerikan Konsolosluğu’na
gidip, Konsolos Horton’la buluşmuşlardı. Saat 10 gibi kıyıdan çığlıklar ve
bağrışlar yükselmeye başladı. Konsolosluğun terasından bakıldığında kıyı
boyunca ilerleyen Türk süvari birliği görülüyordu. Yüzbaşı Şerafettin ve
adamları kendilerine dakikalar öncesi yapılan bombalı saldırıya rağmen vakur
bir şekilde hükümet konağına doğru ilerliyordu. Cumartesi öğleden sonra süvarilerin
ardından piyadeler de İzmir’e girdi.
11 Eylül’den itibaren Fransız ve İtalyanlar’ın yanı sıra
Britanyalılar da kendi vatandaşlarının tahliyesine başlamıştı. Limandaki
gemilerinin karşısındaki tahliye noktalarında beklemeye başlayan Frenklerin yanı
sıra çok sayıda Rum ve Ermeni de bu kalabalığa eklenmişti.
Kentte 12 Eylül Salı
ve 13 Eylül Çarşamba günü ufak tefek yangınlar çıkmaya başlamıştı. Ancak
13 Eylül günü öğleden sonra çıkan yangın diğerleri gibi söndürülemedi.
Sonradan, büyük felaket olarak adlandırılan yangın kenti bir
ateş topuna çevirdi. Akdeniz’in kadim liman kenti İzmir alevlere teslim oldu. O
sırada kentin İngiliz, Fransız, Rum ve
Ermeni bölgesinde yaşayan insanlar can derdine düşmüştü. Yangından kaçıp denize
doğru ilerleyen ve Kordon’a sığınan binlerce insan kendini bu alev
cehenneminden kurtaracak bir geminin arayışına girmişti.
![]() |
| USS Lawrence |
![]() |
| USS Simpson |
Kıyıda bir destroyer
Körfezdeki gemilerden çekilen fotoğraflar bu büyük felaket
sırasında yaşanan can pazarını günümüze taşıyan birer belge oldu.
![]() |
| Ateşe ve küle dönüşmüş kentin kıyısına demirli bir gemi: Litchfield |
O günlere ait bir fotoğraf da Kordon’da yaşanan kaosu tüm
çıplaklığı ile anlatıyor. Bir savaş gemisi, yanmış kül olmuş Sporting Club’ın tam
önüne kıçtan yanaşmış. Arka planda belli belirsiz görülen karartı da yangından
kaçıp, bir gemiye binmeye çalışanlar... Geminin iskele kısmında iki tane filika
yanaşmaya çalışıyor. İki üç gün süren yangının yakıp kül eden etkisi kıyıdaki
bütün binalarda görülüyor. Güçlükle ayakta kalmaya çalışan kalıntıların hemen
arkasında İtalyan Kız Mektebi yangından daha az etkilenmişe benziyor. Gökyüzü
dumanla kaplanmış, gündüz vakti olmasına rağmen güneş ışınları o kesif dumanı
aşıp körfezi aydınlatamıyor. Bugünkü İzmir Palas Oteli ve Ticaret Odası Yeni
Hizmet Binası’nın önü olarak düşünebileceğimiz yere yaklaşık 100 metre
uzunluğundaki bir geminin yanaşması ilginç değil mi? Kıyı gerçi bugünkü gibi
doldurulmamıştı, derinlik yeterliydi, aksi takdirde geminin karaya oturması sürpriz
olmazdı.
Bu fotoğraf, arka plandaki alev, duman ve yıkıntıları ile yok
oluşu, ön planda da demir almaya hazır bir gemi ile yaşamı ve umudu anlattı hep
bana. Alıcı gözle baktığım birçok defa sonrasında fotoğraftaki gemi ile ilgili
bir merak belirdi içimde. Bordasında 336
yazan bu destroyer hangi ülkenin gemisiydi? Soruya yanıt ararken bu destroyerin
donanması içindeki başka hizmetleri ile
ilgili de bazı bilgilere sahip olacağım aklımın ucundan geçmemişti.
![]() |
| John R. Litchfield |
Bayrağını göremediğim bu dört bacalı destroyerin hangi
ülkeye ait olabileceği konusunda, kitaplardaki fotoğrafların altında bir bilgi
bulamayınca internete yöneldim. Bir süre sonra bu geminin USS Litchfield
olduğunu farkettim. Clemson Class sınıfına ait bu gemi adını Birini Dünya
Savaşı’nda Fransa’da ölen denizci sıhhıyeci er John R. Litcfield’dan almıştı. John
R. Litchfield’ın annesi Martha Litchfield geminin yapımı için bağışta
bulunmuştu. Amerika Birleşik Devletleri 1918-1922 yılları arasında Clemson Class
destroyerlerden 156 tane üretti.
![]() |
| USS Litchfield suya indirilirken, Mare Island 12 Ağustos 1919 |
![]() |
| Clemson Class destroyerleri, Litchfield en önde |
donanma tersanesinde kızağa bırakıldı. O denizlerdeki serüvenine başlarken Yunan Ordusu da İzmir’i üç ay önce işgal etmiş ve Anadolu içlerinde kendi serüvenini yaşıyordu.
![]() |
| USS Litchfield ülkesinde hizmete girdiği ilk aylarda |
USS Litchfield ülkesinde birkaç manevraya katıldı. Bu süreçte
gemiye önce John Franklin McClain, ardından da Frederick Lensing Oliver
komutanlık etti. USS Litcfield için ilk ciddi görev yeri Doğu Akdeniz oldu. USS
Litchfield yeni komutanı John Barclay Rhodes komutasında 39. Tümene katılmak
üzere 28 Haziran 1922’de İstanbul’a geldi. Litchfield ile birlikte Simpson ve
Lawrence destroyerleri ile Denebola destroyer yardımcı gemisi İstanbul’a demir
attı. Amerika Birleşik Devletleri’nin 39. Tümenine, Amiral Mark Bristol komuta
ediyordu.
![]() |
| Litchfield ve Bainbridge destroyer yardımcı gemisi Denebola ile İstanbul'da |
Deniz, tarih boyunca sadece savunma, güvenlik, fetih değil
ticaret anlamına da geldi. Birinci Dünya Savaşı’na kadar İngiltere için iyi
olan Amerika Birleşik Devletleri için de iyi olur anlayışı vardı. Bunun dışında
ABD’nin Yakın Doğu stratejisi yoktu. Ancak parçalanmakta olan bir Osmanlı
İmparatorluğu ve onun sınırları içinde yer alan petrol kaynakları ABD’nin
gözünü açtı. Bu arada Yakın Doğu aynı zamanda Amerikan malları için de önemli
bir pazar oluşturuyordu. O nedenle her bir destroyerin içinde işadamları, petrol
şirketi temsilcileri, gazeteciler de bulunurdu.
Amiral Bristol
ABD, Osmanlı topraklarındaki petrole olan ilgisinden olayı
Anadolu’daki gelişmeleri de yakından takip ediyordu. Türk birliklerinin İzmir’e
doğru ilerleyişi ABD’nin Türkiye Yüksek Komiseri Amirol Bristol’ü de harekete
geçirdi. İstanbul’da demirli olan iki destoryeri İzmir’e yolladı. USS
Litchfield ve USS Simpson 6 Eylül 1922 günü İzmir körfezine girdi. Amiral
Bristol Litchfield’ın komutanı John Barclay Rhodes ile bir toplantı yapmıştı. Bristol,
İzmir Limanı’nda başka birçok savaş gemisi bulunacağı beyanıyla, “Müttefikler
Türkiye ile savaşta, ama biz değiliz” demişti. Bristol, Rhodes’e müttefiklerle
insani yardım çalışmalarında koordine halinde olup işbirliği içinde olmamasını
söylüyordu. Rhodes’in önceliği Smyrna’daki
Amerikan can ve mal güvenliğini emniyete almaktı.
İzmir’de 13 Eylül günü başlayan yangınla birlikte binlerce
kişi Kordon’a doğru hareket etti. Yazın şiddetli sıcaklarının devam ettiği o
anlara, yangında adeta bir alev topuna dönüşen binlerce binanın sıcaklığı da eklenmişti.
Gri duman tabakasından oluşmuş bir örtü altına küller havada uçuşurken nefes
almak gittikçe güç bir hale gelmişti. Kordon’da biriken onca insan Körfez’de
bekleyen her hangi bir gemiye binmek için fırsat kolluyordu. YMCA’nın (Genç
Hristiyan Erkekler Birliği)deniz aşırı çalışmalarında idari görevler üstlenmiş
Asa Jennings, İzmir’deki mültecilerin tahliyeleri sırasında da çok önemli işler
başardı. Gerçekte New Yorklu metodist bir rahip olan Jennigs tahliye
çalışmalarına körfezde boş bekleyen bir gemi bulmakla başladı. İtalyan ticaret
gemisi Constantinapoli, ilk ikna ettiği gemi oldu. Onunla birlikte Midilli’ye
gittiğinde Yunan donanmasının limanda yattığını gördü. Başta Midilli’deki
gemilerden sorumlu General Frankos olmak üzere Kilkis (ABD’nin eski Mississippi
gemisi) savaş gemisinin kaptanı ile görüştü. Jennings’in niyeti Yunan Savaş
gemilerini tahliyede kullanmaktı. Yunanlılar ise gemilerin güvenliği için
garanti istiyordu. Jennings bu garantiyi vermeden Yunanlıları ikna etmeyi
başardı. Gemilere Amerikan bandırası çekerek İzmir Körfezi’ne girdi ve kıyıda
bekleyen binlerce mülteciyi Midilli’ye götürdü.
![]() |
| Kordon'da bir Amerikalı denizci |
Yardım gönüllüsü Dr.Esther P. Lovejoy’a göre Litchfield’ın
kaptanı etkili bir subaydı: ”Tahliye emri sırasında gözüktüğü her yerde
korunuyordu. Onunla hep rıhtımda ve iskelede karşılaşıyordum, İyi bir adama
benziyord
29 Eylül Cuma akşamı Litchfield İzmir’den demir aldı. Türk
yönetiminin mültecilerin tahliyesi ile ilgii verdiği süre 1 Ekim’de sona
eriyordu. Litchfield körfezden ayrılırken kıyıdan ezan sesi geliyordu.
Litchfield bu ilk insani seferinin ardından diğer
destroyerler gibi mültecilerin tahliyesinde görev almaya devam etti. Litchfield
ertesi sonbaharda Amerika Birleşik Devletleri’ne yani vatanına doğru yola
çıktı. Ancak bu kez de geminin çok farklı bir kargosu vardı. Litchfield’a İzmir
Limanı’nda çıkarılan bu yük, George Dilboy adında bir askerin kemiklerinden
oluşuyordu.
George Dilboy
George Dilboy, Birinci Dünya Savaşı’nda Amerika Birleşik
Devletleri’nin 103. Piyade Alayı 26. Yanki Bölüğü’nde savaşırken yaşamını
yitiren ve onur madalyasına layık görülen Rum asıllı bir asker.
George Dilvos yani Yorgos Delavoyas 5 Şubat 1896’da
Alaçatı’da doğdu. Yorgos’un babası 1908’de Amerika’ya göçtü. İki yıl sonra
Yorgos babasının peşinden Amerika’ya yerleşti. Yorgos, 1912’de 16 yaşında Yunan
ordusuna katılarak Teselya’da Osmanlı’ya karşı savaştı. Yorgos, bir yıl sonra
bu kez Makedonya’da Türklere karşı savaştı. Amerika’ya döndüğünde biraz okul
biraz da çalışmadan sonra gönüllü olarak bu kez Amerikan ordusuna katıldı ve
Meksika Sınır Savaşı’nda yer aldı.
![]() |
| Alaçatılı Yorgo Amerikan askeri oldu (Sağda) |
George Dilboy, Birinci Dünya Savaşı devam ederken Fransa’daki
Amerikan birliklerine katıldı. 18 Haziran 1918’de Bouresches Tren İstasyonu’nu
savunurken çıkan çatışmada öldü. Dilboy , çatışma sırasındaki üstün
kahramanlığından dolayı onur madalyasına layık görüldü. George Dilboy,
Fransa’daki Aisne-Marne Amerikan Mezarlığı’na gömüldü.
![]() |
| George Dilboy |
Ancak George Dilboy’un babası Antonios Dilboy oğlunun doğduğu
yer olan Alaçatı’ya gömülmesini istedi. George Dilboy’un naşı bir süre sonra
Alaçatı’daki Theotokou Kilisesi’ne nakledildi. 1922 yılındaki savaş ortamında
Dilboy’un mezarlığı zarar görünce, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Warren G. Harding, naaşın
ülkeye getirilmesini istedi. George Dilboy’un naaşını getirme görevi
Litchfield’a verildi.
Litchfield bu yükü ile birlikte İzmir’den ayrıldı ve 12 Kasım 1923’de
Amerika Birleşik Devletleri’ne ulaştı. George Dilboy da Arlington Ulusal
Mezarlığa’na gömüldü.
Sona doğru
Litchfield ikinci dünya savaşı boyunca Pearl Harbour’da
denizaltı filosuna eşlik etti. Litchfield
genelde sıcak savaşın içinde bir gemi olmadı, onun ismini daha çok insani
yardımlarda, eğitimlerde ve eşlik ettiği denizaltı filolarında görüyoruz.
![]() |
| Litchfield ülkesine döndükten sonra savaş bölgelerinde görev almadı |
İzmir’de aynı dönemde birlikte görev yaptığı kendisi gibi aynı sınıftan bir destroyer olan Edsall
![]() |
| İzmir'de görev yapan Edsall İkinci Dünya Savaşı'nda Japonlar tarafından batırıldı |
Litchfield 336 oldu AG-95
1944 yılına gelindiğinde Litchfield için görev yeri Guam oldu. Bu Litchfield’ın
savaş boyunca Batı Pasifik’te ilerlediği en uzak noktaydı. Litchfield
buradayken üzerinde bazı değişiklikler yapıldı ve ismi de AG-95 olarak
değiştirildi.
![]() |
| Litchfield DD336 AG95 oldu |
Litchfield’a makyaj yapılmıştı ama gemi müfettişleri
onu çok yaşlı ve yıpranmış buluyorlardı. 25 yılın ardından Litchfield için geri
dönüşü olmayan son yaklaşmıştı. Litchfield’ın söküm çalışması Philadelphia Navy
Yard’da 29 Mart 1946’da tamamlandığında koca gemi neredeyse buharlaşmıştı.
![]() |
| Litchfield parçalanırken |
Çeliği,
çıpası, ahşabı, palamarları hepsi yok oldu. Ondan geriye çok özel bir fotoğraf
kaldı. O fotoğraf, cayır cayır yanan bir kente kıyı çizgisinde yaslanıp adeta
umut olmaya çalışan bir gemiyi anlatıyordu.

















Yorumlar
Yorum Gönder