Ana içeriğe atla

İZMİR ESKİDENDİ

Artık başka anlatalım bu garip kenti senin benim bildiğimin ötesinde. Güzel İzmir” ya da “Ege’nin incisi” safsatası ile büyüyen biri olarak o güzellikler neydi hep merak ettim doğrusu...


Kuzey batıdan Smyrna, Arthur Willmore,1855





Bir kentte yaşamanın anlamını düşünürüm kimi zaman… Yanıta dair ip uçları, o kentin kenarda köşede kalmış sırlarını saklayan kapılar aralandığında ortaya çıkıyor. Orhan Pamuk, bir kitabında, “Bir kenti ne kadar çok severseniz o kentte o kadar çok yürürsünüz” demişti. İzmir’de uzun yürüyüşler yapıyorum. İzmir’i seviyorum galiba. Bu yürüyüşler sırasında karşıma çıkan insanların yüzlerine bakıyorum, karşıma çıkan kedi ve köpeklere sesleniyorum, sıvaları dökülmüş eski binalara ya da yeni yapılmış binaların görkemine ve ulaşılmaz heybetine bakıyorum. Her bakışımda, bu kenti daha iyi anlamama yarayacak bir iz, bir işaret arıyorum. Yapımına yeni başlanmış, temel çalışmaları yapılan binalar ilgimi çekiyor. Kazılmış topraklar arasında kırmızı bir tuğla parçasının, ya da kömür gibi olmuş bir tahta parçasının içimde yarattığı heyecanla kendimi bir dedektif gibi hissediyorum. Büyük yangının izleri de bir gün tamamen yok olacak. O temel üzerinde daha önce hangi bina vardı, binanın çatısı altında kimler yaşadı, bugün hayattalar mı? Soru, soru, soru…Bu kentte çok soru var biliyorum.
Şimdilerde yaşadığım, alıcı gözle baktığım İzmir beni kesmiyor. Bu kentte daha fazlası olmalı diye düşünüyorum. Kentin biteviye hali içinde geçmiş ve gelecek kendini ele verecek en küçük bir husus için bile gözlerini kaçırırken anlam arayışında olmak zor değil midir? Boyozun, lokmanın, gevreğin, midye dolmanın bok boğazlığından sıkıldım ben. Bu atıştırmalıklarla kadim bir kenti anlatmanın bir babanın aslında hiç tanımadığı çocuğunu anlatmasından farkı yok. Artık başka anlatalım bu garip kenti senin benim bildiğimin ötesinde. Güzel İzmir” ya da “Ege’nin incisi” safsatası ile büyüyen biri olarak o güzellikler neydi hep merak ettim doğrusu. Bir kent için uydurulmuş ona yakıştırılmış sıfatları hiç yaşamadan, hissetmeden söyleme dönüştürdük on yıllardır.
Kanımca “Güzel İzmir” tanımlaması sadece mekânsal bir imadan çok aynı zamanda bir yaşam kültürünü de anlatır. On dokuzuncu yüz yılın sonuna kadar Buca ve Bornova’daki bahçeli büyük malikaneler , Karşıyaka’da bir gerdanın incileri gibi yan yana dizilmiş villalar, Kordon’da mermer ve taşın eşsiz uyumunu yansıtan cumbalı evler İzmir’i güzelleştirdi. Bu mekânsal zenginliğe devam eden dönemde kente muhacirlerin, mübadillerin ve Balkanlardan farklı şekilde kopup gelenlerin yarattığı iklim eklendi. İzmir’İ gerçek anlamda güzelleştiren bu yeni insan dokusu ile ortaya çıkan yaşam kültürü oldu.1945-1960 döneminde nitelikli konut üretimi yerini seri, kişiliksiz apartman üretimine ve gecekondulaşmaya bırakırken İzmir o yıllarda adının başına asfalt eklenen belediye başkanın yönetiminde 10 yıl geçirdi.İç göçlerle genişleyen kent çeperi beraberinde hem mekânsal hem de kültürel bir çürümeye yol açtı.Her seçim döneminde gecekondu bölgelerinde dağıtılan tapular, doymak bilmeyen işgali daha da cesaretlendirdi. Akdeniz’in en önemli doğal limanlarından olan İzmir Körfezi bir yandan sürekli dolduruldu. Son olarak 1994-1999 yılında görev yapan belediye başkanı da kordondan geçen kazıklı yol projesine girişti: Anıtsal kazıklar…
Suriye’de 2010 yılında başlayan huzursuzluk ve ardından başlayan iç savaşla Suriyeli akını bu kentin yaşadığı travmalara bir yenisi ekledi. Sabah saatlerinde kentin varlıklı semtlerinin sokaklarında bulunan çöp konteynerlerini karıştıran Suriyeli çocukları görseniz içiniz sızlar.İzmir’in istilası bununla da bitmedi.Kent genelindeki gökdelen projeleri ile İzmir’e lüks konut yatırımı başladı. Bir yerin yeşil alan potansiyeli olma özelliğini yok eden, İzmirli’yi yeni alt yapı sorunları ile baş başa bırakan, kentin var olan birikimine yaslanan kambur projeler bunlar.Sermaye sahipleri bu projelerini satabilmek için sürekli İzmir’le ilgili haber niteliğinde reklam çalışması yaptırıyor.O reklamlarda İzmir’deki yaşam kültüründen, kentin yanı başındaki turizm merkezlerine olan yakınlığından falan filan söz ediliyor.Yıl 2018. Güzel İzmir’den, Ege’nin İncisi’den söz ediliyor. Klişelerin ürettiği miras ye, ye bitmiyor. Bir İzmir vardı evet. İzmir, eskidendi.

Ocak 2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

LITCHFIELD ADINDA BİR GEMİ

İzmir'in yaşadığı büyük felaketin ikonalarından olan fotoğrafta ateş ve küle dönüşen kentin kıyısına yanaşmış bir savaş gemisi görülür. Bu yazı o geminin ilginç serüvenini anlatıyor... İzmir 1922 İzmir, 20. yüz yılın başında, ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşan bir dünya kentiydi.   Kozmopolit İzmir, üç büyük dinin cemaatini barındıran, batı ile ticaret yapan bir liman kentiydi. İyi, kötü asırlar süren birlikte yaşama hali Yunan’ın 15 Mayıs 1919’daki işgali ile büyük darbe yedi. Bu işgal, İzmir’i bir Helen kentine dönüştürmeyi amaçlıyordu. Yunanistan ana karası ve Ege adalarından devam eden göç ile birlikte kentteki Ortodoks nüfusu ciddi oranda artmıştı. Türklerin, İkiçeşmelik, Namazgah, Kadifekale , Soğukkuyu gibi birkaç bölge dışında kentin günlük yaşamında varlığı yok denecek kadar azalmıştı.   İzmir’de baskın hale gelen Ortodoks iktidarından şehirdeki Katolik ve Protestan topluluğunun şikayeti yoktu. Bu şekilde işgalin ardından üç yıl ...